MÜ'MİNİN BAHARI

MÜ'MİNİN BAHARI

  • YAYINLAR
  • 26 Zilka'de 1439 Çarşamba

 

Ebû Saîd radıyallahu anh hazretleri rivayet etmiş. Muhtelif kitaplarda kaydedilmiş, muhtelif ibareleri var. Ahmet b. Hanbel’de, İbn Abdilber’de, Dare Kutni’de, Askeri’de, Beyhaki’de var.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

“eş-Şitâü rebîu’l-mü’min, kasura nehârühû fe-sıyâmehû ve tâle leylühû fe-kâmeh.”

Ne kadar hoş, ne kadar tatlı bir hadîs-i şerîf. İnşaallah, hattat kardeşlerimiz güzelce yazarlar, duvarlara asılır.

Şitâ, Arapça’da “kış” demek. Sayf, “yaz” demek. Rihlete’ş-şitâi ves-sayf diye sureden hatırlayacaksınız. Sayf’ın yaz olduğunu, “sayfiye” kelimesinden hatırınızda tutabilirsiniz. Sayfiye, yazın gidilen köşkler, deniz kenarları, bağlık bahçelik çiftlik yerlere deniliyor; “yazlık” demek.

Rebi’ de “ilkbahar” demek. Şimdi burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, iki mevsimi yan yana söyleyerek, bir nükte, bir edebî sanat, bir güzel söz ifade buyurmuş:

“eş-Şitâü rebîu’l-mü’min.”

“Kış mevsimi, mü’minin baharıdır.”

Ne kadar güzel!

Kıştır ama mü’min için ilkbahar gibidir. İlkbaharı severiz.

Neden?

Kışın soğuktur, ayazdır, dondurucudur. Köylerde, dağlarda çeşitli sıkıntılar olur. Yakıt olmazsa insan evde üşür. Abdest alacağı zaman elleri, ayakları üşür. Eli yüzü çatlar. İlaç sürülecek olur, çatlakları sızlar. Çeşitli zorlukları, meşakkatleri vardır.

Ama ilkbahar geldi mi havalar yumuşar. Koyunlar kuzularını dünyaya getirir. Kuzular meleşir, kelebekler uçar, kuşlar öter. Çayırlar, çimenler yemyeşil olur, çiçeklerle bezenir, halı gibi olur. Gökyüzünde bereketli bulutlar, yağmurlar yağdırır. Şırıl şırıl sular akar. Şairlere ilham kaynağı olan, şiirlere konu olan bir güzel mevsim.

Onun için baharı çok severler, nev-bahar derler. Biz “ilkbahar” diyoruz. Bu herkesin sevdiği bir mevsimdir. ‘En çok sevdiğin mevsim hangisi?’ diye sorulsa ahalinin çoğunluğu acaba baharı mı tercih eder, yoksa tatil oluyor, bağ bahçe geziyoruz diye yazı mı tercih eder bilmem ama bahar güzel bir mevsimdir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de kışı methediyor:

“Kış mü’minin baharıdır.” diyor.

“İnsanların baharı sevdiği gibi, mü’min kışı sever, kıştan memnundur.”

Sonra güzelce de izah ediyor:

“Kasura nehâruhû.” “Gündüzü kısadır.”

Kışın gündüzler kısa olur, saat olarak azdır; geceler uzundur.

“Fe-sâmehû.” “Mü’min de o kısa günde orucu kolay tutar, rahat tutar. Orucu tutuverir, sevabı kazanır.”

Bir de harman zamanında, gündüzün çok uzun sürdüğü ve sıcağın çok olduğu, insanın çok susadığı, göğsünü bağrını açıp da rüzgâr aradığı zamanı düşünün. O zaman oruç tutarken, akşama kadar ağzının nasıl kuruyacağını düşünün. O harman vaktinde, bizim eski dedelerimizin, bir taraftan harman yaparken, döğen çevirirken, bir taraftan oruç tuttukları zamanları ben hatırlarım. Allah sevaplarını çok eylesin. Zordur.

Kışın gündüz kısa olduğu için oruç tutmak kolaydır.

“Kış mü’minin ilkbaharıdır. Çünkü gündüzü kısa oldu, o da gündüzünde oruç tuttu.” diyor Peygamber Efendimiz.

Böylece sevabı kazandı.

“Ve tâle leylühû.” “Kışın gecesi de uzun oldu.”

“Ve kâmehû.”

Gecesi uzun olunca da, yatsıdan sonra erken yatar, uykusunu alır; zorlanmadan gece ibadetine, teheccüde kalkar. Abdestini alır, namazını kılar, tesbihlerini çeker. Kur’ân-ı Kerîm’ini okur, Cenâb-ı Hakk’a tazarrû ve niyaz eyler. Seherlerde güzel güzel tevbe ve istiğfar eyler.

Dağlar ile taşlar ile.
Çağırayım Mevlâm seni.
Seherlerde kuşlar ile.
Çağırayım Mevlâm seni.

Böylece gündüzde oruçlu olup sevap aldığı gibi, gecede de rahatlıkla teheccüde kalkabilir. O gece ibadetini yapıp büyük sevapları alır.

Çünkü; “Rek’atâni mine’l-leyli hayrun mine’d-dünyâ ve mâ fîhâ.” “Geceleyin kılınan iki rekatcık bir namaz, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”

Onun için bu kış mevsimi, hem gecede hem gündüzde müslümanın işine çok yarıyor. Gündüz kolay oruç tutuyor, yine sevap kazanıyor. Gece de teheccüde kolay kalkıyor, sevabı kolayca kazanıyor. Ama yaz olsaydı, gündüz oruç tutmak zor olacaktı. Gece de kısa olduğundan, yattığı zaman uykusunu alamadığından, teheccüde kalkmak zor olurdu.

Teheccüde kalkacaktır; bir de bakar ki teheccüdün vakti geçivermiş, sabahın vakti gelmiş. Allah saklasın, bir de sabah vaktinde de uyanamayıp güneş doğduktan ne kadar vakit geçtikten sonra, gafletle uyanmak ne kadar acı olur.

“Sabah namazına vaktinde kalkamadım, kılamadım!” diye ne kadar üzülür müslüman.

Halbuki kış geceleri böyle olmaz; rahatlıkla hem teheccüdünü kılar, hem sabah namazına yetişir.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Siz de böyle gündüzü kısa olan mevsimde oruçları çokça tutun, sevapları kazanın. Geceleri de teheccüde kalkın, sevapları kazanın. Bizi de duadan unutmayın!

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Rh.A
13 Ekim 2000 – Cuma Sohbeti