HİLÂL’İN GÖRÜLEBİLİRLİĞİ

HİLÂL’İN GÖRÜLEBİLİRLİĞİ

  • YAYINLAR
  • 17 Safer 1440 Cuma

Hilâl’ in görülebilirliği hakkında her yazımızda üzerinde durmaya çalışacağımız kriterler olmakla beraber, esas olan ru’yet olduğu için Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinde ikamet eden genç kardeşlerimizi hilali gözetlemeye teşviki esas aldık.

Açıklama ve Düzeltme 

Geçen sayıdaki yazımızın başlığını “ Ru’yeti Hilal Meselesi ” olarak yazmıştık; bu şekilde düşünmemize sebep, önce bu olayın Müslümanlar arası bir mesele (problem) olarak gözükmesi, ikinci olarak bu hususta bir seri yazı hazırlama ihtiyacını duymamızdır.

Dergide vazifeli arkadaşlarımız bu başlığımızı “Hilalin Tesbiti Ru’yetle mi Hesapla mı olmalı? diye değiştirmişler. Gerçi “Amaç” isimli ilk bölümümüzde ru’yetin şart olduğunu belirtiyoruz ama yine de bazı İslam ülkelerinin yanlış Ramazan ve bayram ilanlarına aldanan saf, dindar ve ellerinde tahkik imkânı olmayan bazı Müslümanlar, bizim başlığımızı, okumadan yanlış değerlendirebilirler. Bu kesimi yanılgıya düşüren bir takım kavramlar da var. Bu yüzden bazı terimleri açıklamak yerinde bir hareket olur.

Konumuzla ilgili Bazı Terimler

    Astroloji (İlm-i Nücum):Asırlar boyunca devlet işlerinde önemli rol oynamış olan ve yıldızlarla insanların kardeşleri arasında ilişki olduğu inancından doğan sözde bir ilimdir. Kameri takvimin aybaşlarını tespit için bu ilimle ilgili bazı kitaplarda formül ve usullere rastlanmaktadır. Bunlardan birinde[1] kameri aybaşlarının hesabına dair bir usul verilmektedir. Yaptığımız hesaplarda birçok Ramazan ve bayram günleri için doğru sonuç verdiğini gördük. Fakat bunların geçen sayıda bahsettiğimiz ilahi kanunlardan birine dayanılarak ortaya konulmadığı, sadece tecrübe ile elde edildiği kanaatındayız.

    Astronomi (İlm-i Hey’et): Gök cisimlerinin uzaydaki durumlarını, hareketlerini, fiziksel ve kimyasal yapılarını inceleyen ilim dalıdır. Dini tatbikatlarımızda asırlardan beri bu ilimlerden faydalanılmıştır; halen de faydalanılmaktadır.

Asr-ı saadette, Fahr-i kâinat s.a.s efendimizin bildirdiği gibi, mesela öğle ve ikindi namazları için bir çubuğun gölgesinden faydalanılmıştır. Bugün o çubuğun gölgesi saat olarak bilindiğinden ve bu değerler de takvim ve imsakiyelerde bulunduğundan müezzin efendi saatine ve takvime müracaat ederek ezanı okur; hiçbirimizin aklına ezan saatini bir çubuk gölgesiyle tahkik etmek gelmez; hatta çoğumuzun bu asr-ı saadetteki tatbikattan haberimiz dahi yoktur. Hal böyle iken ve bugün güneşin ve diğer gök cisimlerinin hareketi çok iyi bilinirken birilerinin çıkıp da “Asr-ı saadetteki tatbikat böyle idi” diye her öğle ve ikindide bir cismin gölgesini takip ederek öğle ve ikindi namazlarını tespite çalışmasına herkes gülmez mi? Ve biliriz ki saatlerimiz doğru olduğu takdirde bu hususta yanılmayız. Havanın çok kapalı olduğu günde bile iftar sofrasında havaya aldanmayıp saat ve imsakiyemizden veya bunlara 

müracaat ederek ezan okuyan yahut da kandili yakan müezzinin hareketinden faydalanırız. İşte takvimlerimiz ve imsakiyelerimiz rasathanelerimizin, eski yeni astronomlarımızın (hey’ et-şinasların) verdikleri değerlerle oluşmuştur. Güneşin hareketi gibi ayın hareketi de, doğuş batışları da yine astronomi ilmi tarafından çok dakik olarak hatta saniyenin kesrine kadar bugün bilinmektedir. Ay hakkında şu değerleri verebiliriz:

     Ayın dünyaya uzaklığı    (Apoje de)[2] 405.500 km

                                              (Perije de)   363.300 km

                                              Ortalama   384.400 km

Geçen sayıdaki makalemizin 5. şeklini yeniden gözden geçirecek olursak ay, kavuşumdan ilk dördüne bir haftada giderken, görüldüğü gibi dünya da yörüngesi üzerinde, elbette hareketlidir ve ay ile birlikte 2.572.000 km yol alır. İşte bunları astronomi bildirmektedir. Ay hakkında astronomi ilminin bildirdiği daha yüzlerce sayfa sıralamak mümkün, ay bugün o kadar iyi biliniyor ki hatta aya gidilip gelinebiliyor; bu kadar iyi biliniyor.

Hilalin (Ayçanın) Görülebilirliği

Görülebilirlik, rasat yerinin durumu ve meteorolojik şartlar hariç, esas olarak ayın güneşe olan açısal uzaklığına bağlıdır. Kavuşumdan sonra geçen zamana ayın yaşı denir. Ayın yaşı temel bir kriter değildir. Zira 21 Ağustos 1952’ de ayın yaşı 12 saat olup güneşten 5 derece uzaklıkta bulunduğundan dünyanın hiç bir yerinden gözükmez iken 4 Nisan 1953’ de aynı 12 saatlik yaşta güneşten açıklığı 9 derece olduğundan uygun bir yerdeki bir râsit (gözleyici) gayet rahat görebilirdi. 

İşte bu örneklerde de görüldüğü gibi gerekli verilere sahip bir astronom görülebilirliğin mümkün olduğu zaman ve yeri belirtebilir. Diğer taraftan güneş ve ay daima Zodyak ( tutulma dairesi etrafındaki ) takımyıldızlarında[3] bulunurlar. Şu halde güneşin batışını müteakip yeni ayı aradığımızda tutulma dairesinde (ekliplikte) bulacağız demektir. Hâlbuki ekliplik, ufukta mevsimlere göre değişik açılar yapar. İlkbaharda Paris’ te bu açı 64 dereceye erişirken sonbaharda ancak 18 derece olabilir[4].

Hep Birlikte Hilâli Gözetleyelim

Hilâl’ in gözetlenmesi farz-ı kifayedir. Şu halde bu bir ibadettir. Öyle bir ibadet ki, günümüzde olduğu gibi, hemen hemen hiç kimsenin yerine getirmediği bir zamanda bu farz-ı kifaye ne olur? düşünmemiz gerekir.

İşte biz, bulunduğu yer ve işi müsait olan kardeşlerimizi önümüzdeki aylarda itibaren, havanın açık olduğu günlerde hilali gözetlemeye davet ediyoruz. Bu gözetleme işinin bütün memleket sathında yapılmasında büyük faide var. Zira bazen birçok bölgelerimizde hava kapalı olduğu halde bir iki yerde ufuk açık olabilir. Zamanla alışkanlık kazanacak genç kardeşlerimizden bir kısmı hilali görebilir. Bu evvela, bir farz-ı kifayenin (bir ibadetin) yerine getirilmesi olacak, diğer taraftan Müslümanlara, kanaatımızca, fikren yükselme yönünde katkısı olacağı gibi bu sahada da birliğe doğru bir gidiş içinde bulunacaklardır. Derginin 7 Temmuzdan önce elinize geçemeyebileceğini düşünerek sizlere Zilkade ayının ilk hilal rasadını teklif etmiyoruz. H. 1406 yılının zilkade ayının son hilalleri ile Zilhicce’nin ilk hilallerini gözetlemeye çalışalım. 5 Ağustos 1986 günü Türkiye saati ile 21.37’de İCTİMA (kavuşum) vuku bulacak; şu halde siz kardeşlerimizden ricamız hilal görünmede alışkanlık kazanmamız için önce Zilkadenin son sabah hilallerini sabahleyin güneş doğmadan önce, bulunduğumuz şehir büyükçe ise, şehrin hava kirliliğinden kurtulmak maksadıyla şehrin doğusuna giderek gözetlemeliyiz. İşe en geç 3 Ağustos sabahı başlayalım ve imsak vakti rasat yerimizde olalım.

  

Şekil-3’de görüldüğü üzere hilali güneşin doğacağı yerin sağında göreceğiz. 3 ve 4 Ağustos sabahı hilalin güneşten ne kadar önce doğduğunu tespit edelim. Ayrıca bir de şu tahmini yapmayı tavsiye edelim. Hilalin genişliği boyunun, mesela 1/7’si kadardır.

Ayın 4’ünde de hilali görebilirseniz bir evvelki geceye nazaran ne kadar geç doğduğunu[5] doğru bir saatle güzel tespit edelim.

Kavuşumda ay ile güneş beraber doğup batacaklarından 5 Ağustos sabahı da bakalım; fakat görme ihtimalimiz biraz zayıf olacaktır. 6 Ağustos günü ise akşam hilali güneşin batış noktasının solunda yani güney istikametinde (Şekil 5’te) görülecektir. 7 Ağustos akşamı da hilalin kalınlığını ve güneşten ne kadar sonra battığını tespite çalışalım.

Hicri yılbaşında da 1 Muharrem 1407 benzer rasadı tekrar edeceğiz. 4 Eylül 1986 günü Türkiye saati ile 10.11’de İCTİMA vuku bulacak; şu halde 2 ve 3 Eylül günleri Zilhiccenin son hilallerini[6] gözetleyebileceğiz. 4 Eylül günü akşamı Brezilya’dan hilal görülebilecek böylece 1 Muharrem 1407, 5 Eylül 1986’ya tekabül edecektir. Türkiye’den hilalin rasadı ancak 5 Eylül’ü 

günü mümkün olacaktır. Kardeşlerimizin mümarese olmak üzere 5 Eylül günü rasat etmelerini tavsiye ediyoruz.

Önemli Bir Gözlem

Havanın bulutlu olması sebebiyle bu yılın Ramazan ve Şevval hilallerini Ankara’dan gözetlememiz mümkün olmadı. Ancak makalemizin bu sayfasını yazarken (14 Haziran 1986 Cumartesi) aile fertlerinden biri bana gökyüzünde ayı gösterdi. Şekil -6 ‘da görüldüğü gibi ilk dördün safhasından biraz eksikçe idi. 15 Haziran 1986 akşamı tam yarım daire ve 16 Haziran 1986 Pazartesi akşamı ise ayın 14’ünde gördüğümüz eksiklik kadar fazla idi. Şu halde ilk dördün 15 Haziran 1986 günü vuku buldu. Eh bu durum da Pazartesi günü bayram yapanların tamamen haklı olduğunun diğer bir delilidir. Bazı yakınlarımdan ve tanıdıklarımdan 7 Haziran Cumartesi ile 8 Haziran Pazar günleri bayramı kutlamaya başlayanlar olduğu için[7] meseleye daha iyi açıklık getirmek maksadıyla şöyle kabaca bir hesap yapalım: 7 Haziran Cumartesi günü bayrama başlayanlarda 6 Haziran Pazar günü ayın yaşı 9 olup, ilk dördünden çok sonraya rastlamalı idi, bu da yarım tepsi görünümünden eksik değil de fazla olmasını gerektirirdi. Zira 4 x 9 = 36 yapar, halbuki bir kameri ay 30 günden bile eksiktir. Aynı düşünce 8 Haziran Pazar gününün de bayram olmadığını ispat eder; çünkü bu halde de 14 Haziran Cumartesi için ayın yarısı 8 olarak bulunur. Bu değer bile henüz ilk dördün safhasına (evresine) erişmemiş bir ay için çok fazladır; bu da 32 günden fazla bir ay miktarı verir. Demek bayrama 9 Haziran Pazartesi günü başlayan İslam ülkeleri yanılmamış ve tamamen gününde bayrama başlamışlardır.

Yukardaki mülahazalarımızı dikkatle inceleyen okurlarımız görürler ki bu sonuca hesapla değil ayın gözetlenmesiyle varılmaktadır. Dolunay (Bedir) durumu da elbette benzer bir sonuca götürecektir.

Hilali rasat etmelerini tavsiye ettiğimiz kardeşlerimizin bu, ilk dördün, dolunay, son dördün safhalarını da mümkün olduğu kadarıyla gözetlemelerini aynı şekilde tavsiye ederiz. Sonuç ve müşahedelerinizi dergimize yazarsanız memnun oluruz.
 

[1] İloğlu, Mustafa. Gizli İlimler Hazinesi

[2] Dünyamız ayın yörünge elipsinin odağına olup, bu yörüngede dünyaya en yakın nokta perije ve en uzak nokta apoje adını alır.

[3] Güneş, ay ve gezegenlerin içinde dolaştıkları 12 adet takım yıldızı.

[4] Astronomie Populaire, Flammarion.

[5] Geçen sayıda ayın her gün bir evvelki geceye nazaran 48 dakika geç doğduğunu yazmıştık. Bu ilkbaharda ortalama bir değer olup, gerçek değeri mevsimlere göre 13 dakika ile 80 dakika arasında değişir.

[6] Bilindiği gibi bu son hilalleri alışkanlık tamimi ve tahkik yönünden gözlüyoruz; yoksa yeni kameri ay, akşam hilalinin ilk görüldüğü günün ertesi günü başlar.

[7] Böyle hareket eden başka din kardeşlerimizin de bulunduğunu biliyoruz.

 

Prof. Dr. A. Nihat ESKİOĞLU

Matemetik ve Astronomi Profesörü

 

 

Kaynak:  İlim ve Sanat Dergisinin 1986 tarihli 7. sayısında yayınlanmıştır.